NE ARAMIŞTINIZ ?

“Anadolu’da Türk Varlığı Açısından Millî Mücadele ve Samsun”

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü; Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’da Millî Mücadele meşalesini yaktığı tarih olan 19 Mayıs 1919’un 100. yılı etkinlikleri kapsamında, “Anadolu’da Türk Varlığı Açısından Millî Mücadele ve Samsun” temalı konferansa düzenledi. 

“Millî Devlet Modelimiz Bize Özgü Bir Modeldir”

Konferansın açılış konuşmasını yapan Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nedim İpek, dünyadaki bütün devletlerin ulus devlet modelinde olduğunu, Türkiye’nin; emperyalist ulus devletlerin yapay ulus devlet projelerine direnerek geleneksel imparatorluğu millî devlete dönüştüren bir ülke olarak varlığını devam ettirdiğini söyledi. İpek, “Bizim millî devlet modelimiz, bize özgü bir modeldir. Ancak bunun farkına varıp her şeyden önce bunu çok iyi bir şekilde kendi toplumumuza tanıtmamız gerekiyor. Günümüzde devletler ve toplumlar markalarıyla öne çıkmaktadır” dedi. 

“Anadolu’daki Türk varlığı Malazgirt’ten önce başladı”

“Anadolu’da Türk Varlığı Açısından Millî Mücadele ve Samsun” ana başlığıyla verdiği konferansında Prof. Dr. İbrahim Tellioğlu, Millî Mücadele ve Samsun’un pek çok alt başlıkla işlenebilecek bir zenginliğe sahip olduğunu vurguladı. “Kamuoyunda, Anadolu’daki Türk varlığının 1071 Malazgirt Savaşı’yla başladığı bilinir. Ancak tarihçiler bunun böyle olmadığını biliyorlar” diyen İpek, Malazgirt Savaşı’ndan önce de Anadolu’da birçok Türk topluluğunun olduğuna dair çeşitli izlerin olduğunu kaydetti. Tarihçilerin bu mesele duygusal mesele olmaktan çıkarıp bir tarihçi mantığıyla, bilgi ve belgelere dayandırarak izah etmesi geriktiğine dikkat çeken İpek, “Bazı bilgileri ayıklamamız gerekiyor. Bir zamanlar yaygın olarak kabul edilen Anadolu’daki Türk varlığının Hititlerle başladığına dair görüşler bugün için geçerliliğini yitirmiştir. Yine aynı şekilde Sümerlerin Türk olduğundan hareketle yaşadığımız coğrafyadaki Türk varlığını Sümerlerle başlatmaya ve bu izleri 5 - 6 bin yıl öncesine götürmeye çalışanlar var. Sümer mitolojisindeki yahut kelime haznesindeki benzerlikleri bir arada tutarak ‘Sümerler Türktür’ şeklinde bir önerme ya da yargıda bulunmak tarihçiler için iddialı olur. Kısacası biz tarihçilerin bu konularda biraz daha bilgi ve belgeye ihtiyacımız var. Bu konuda eğer arkeolojik çalışmalar ilerlerse daha net şeyler söyleyebileceğiz. Lakin şu an elimizdeki bilgi ve belgeler bunun için yeterli değil.” dedi.

Anadolu’daki Türk Varlığı “Anadolu Taşları”

Anadolu’daki Türk varlığını kanıtlayan somut delillerden . “Hakkâri Taşları”nı  örnek veren Prof. Dr. Tellioğlu, 1998’de Hakkâri’de arkeologlarca bulunan taşların, Türklerin tarih boyunca yaşadıkları farklı coğrafyalarda da görüldüğüne dikkat çekti. “Hakkâri Taşları”nın Türklere ait olduğu yönünde herhangi bir şüphenin bulunmadığını söyleyen Tellioğlu “Bu taşlar, M.Ö. 3 bin yıllarını işaret ediyor. Bu, bizim işin çok somut bilgi ve belgedir. Dolayısıyla bu tarihlerde Hakkâri Kalesi’nin hemen yanında Türklerin bulunduğunu söyleyebiliyoruz.” diye konuştu. 

“Anadolu, Hristiyan dünyasının Müslümanlara kaybedip de geri alamadığı tek toprak parçasıdır”

Selçuklulardan önce de Türk topluluklarının Anadolu’nun farklı bölgelerine yerleştiğine dikkat çeken TTK Bilim Kurulu Üyesi Tellioğlu, “Anadolu, Türkler için Malazgirt Savaşı’ndan sonra ebedî yurt olmuştur. Anadolu’nun tamamına yayılmışız ve bir daha bu toprakları bırakmamışız. Avrupalıların Türk tarihinde unutmadığı bazı kişiler ve olaylar vardır. Mesela Kudüs’ü geri aldığı için Selahaddin Eyyubi’yi hiç unutmazlar. Aynı şekilde Fatih Sultan Mehmet ve 29 Mayıs 1453 tarihi sürekli hafızalarındadır, neden? İstanbul düştüğü için. Yine Attila’yı hiç unutmazlar. İşte Avrupalıların unutamadığı olaylardan birisi de Malazgirt Savaşı’dır. Anadolu, Hristiyan dünyasının Müslümanlara kaybedip de geri alamadığı tek toprak parçasıdır. O nedenle bizi hâlâ işgalci görmeye devam eden çevreler var.”

“Milli Mücadele Başarılı Olmasaydı, Bin Yılda Elde edilen Birikim Yok Olacaktı” 

Anadolu’yu Türklerin kesin olarak yurt edinmelerinin ardından Batılı kaynaklarda bu coğrafyanın Turcia (Türkiye, Türklerin ülkesi) adıyla bilinir olduğunu, sunduğu Batılı referanslarla gözler önüne seren akademisyen Tellioğlu, Anadolu’da Türk varlığının Batılılarca da kabul edildiğini sözlerine ekledi. Tellioğlu, Türklerin Anadolu’da karşılaştığı tehlikeleri ise Haçlı Seferleri, Moğol İstilası ile Sevr Anlaşması olarak sıraladı. Atatürk ile başlayan Millî Mücadele’nin hayatiliğine değinen Tarihçi Prof. Dr. Tellioğlu “Millî Mücadele başarıya ulaşamasaydı Türklerin bin yılda elde ettiği birikim yok olacaktı. Kurtuluş Savaşı’ndaki askerî zaferimizi diplomatik yollarla da devam ettirmeye çalıştık. Bana göre Misakımillî büyük ölçüde başarılmıştır.” sözlerine yer verdi.

“Strateji teorileri Anadolu’da düğümleniyor”

Günümüzdeki strateji teorilerinden bahseden Prof. Dr. Tellioğlu, kara hâkimiyet teorisi”nin Anadolu’da düğümlendiğini, yine “Deniz hâkimiyet teorisi”yle de Boğazlar’ın öne çıktığını vurgularken, Türkiye’nin geçmişte olduğu gibi yaşadığımız çağda da iktisadi, siyasi ve ekonomik mücadelesini sürdürdüğünü dile getirdi. 

“Bu coğrafyada var olmaya devam etmemiz için güçlü olmamız lazım”

Konferans sonrası teşekkür konuşması yapan Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bekir Batı, “Anadolu çok kıymetlidir, Anadolu’da yaşamak çok zordur, bu coğrafyada yaşamak ve var olmak için güçlü olmak lazımdır. Güçlü olmak için de çok çalışmalıyız. Yani bütün bu süreç, birbirini takip ediyor. Bunun farkında olarak önümüze bakmak ve de geleceğimizi buna göre planlamak zorundayız.” şeklinde konuştu. 

Fen - Edebiyat Fakültesi Fevzi Köksal Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen Fen - Edebiyat Fakültesi akademisyeni ve aynı zamanda Türk Tarih Kurumunda (TTK) Bilim Kurulu Üyesi olan Prof. Dr. İbrahim Tellioğlu’nun konuşmacı olduğu konferansa, Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bekir Batı, Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nedim İpek, öğretim elemanları ve kalabalık bir öğrenci topluluğu katıldı.



Etiketler :