KURTULUŞA GİDEN YOL

Türk Milleti en güç ve zor şartlar altında gerçekleştirdiği milli mücadelesi ve onu takip eden Türk İnkılabı ile siyasi ve hukuki açıdan modern bir devlet, sosyal açıdan da ileri ve medeni bir toplum olma tercihini yapmıştır. İnkılabın amacını teşkil eden yeni devlet kurma ideali Osmanlı İmparatorluğunun tarihe intikali ile fiilen sona ermesiyle ortaya çıkmıştır. Bu devletin kurulabilmesi için Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde büyük Türk milleti hiçbir fedakârlıktan kaçınmamıştır.

Aşağıda Türk Milletinin Atatürk’ün önderliğinde kazandığı bu büyük zafere giden yol, Mustafa Kemal Paşa’nın komutanlık ve teşkilât kurmadaki üstün niteliğini gösterdiği ilk yer olan Trablusgarp’tan başlayarak kısaca anlatılmaya çalışılmıştır.

İtalya 19.Yüzyılın sonlarına doğru bugün Libya adıyla anılan Kuzey Afrika’daki Trablusgarp ve Bingazi’yi ele geçirmek amacıyla 29 Eylül 1911 ‘de Osmanlı devletine savaş ilan etmiştir. İşgali İstanbul’da derin üzüntü yaratan Trablusgarp’ı savunmak için Osmanlı ordusunun subaylarından bir bölümü gönüllü olarak cepheye gitmiştir. Gönüllü subaylardan olan Mustafa Kemal ve Enver Bey gizlice bölgeye giderek halkı örgütlemişler ve Derne, Tobruk ve Bingazi’de önemli başarılar kazanmışlardır. Mustafa Kemal ilk askeri başarısı olan Trablusgarp’a ”Şerif” takma adıyla gitmiştir.


Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşının çıkması üzerine 15-18 Ekim 1912 tarihleri arasında Osmanlı – İtalyan delegeleri arasında imzalanan Ouchy Barış Antlaşmasıyla sona ermiştir. Antlaşmaya göre; Trablusgarp ve Bingazi İtalyan sömürgesi oldu. Gönüllü subaylar Balkan Savaşında görev almak üzere İstanbul’a dönmüşlerdir.

Trablusgarp Savaşı, Mustafa Kemal’in de belirttiği, gibi, ümitsiz bir savaş olmasına rağmen bu savaşa katılması, birçok yönlerden kendisine fayda sağladığı gibi harp sahasında iken binbaşılığa terfi etmiştir. Trablusgarp Savaşı, Mustafa Kemal’in komutanlık ve teşkilât kurmadaki üstün niteliğini gösterdiği ilk yer olmuştur

İki dönemde yapılan Balkan Savaşlarının başlıca sebebi; Balkan Devletlerinin topraklarını genişletme istekleri, Avusturya- Macaristan’ın genişlemesinin durdurulması ve Rusya’nın Osmanlı Devleti üzerindeki emellerinin gerçekleşmesi için Balkan Birliğinin kurulmasının teşvikidir. 1912 yılında Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ Türkleri Balkanlardan atmak için anlaşarak Osmanlı Devleti’ne saldırmışlardır. Ağır yenilgi alan Osmanlı devleti toprak kayıpları yaşamış, Yunanistan Selanik’i işgal etmiş ve Arnavutluk bağımsızlığını ilan etmiştir. Savaş sonrası 30 Mayıs 1913’de Londra da imzalanan Londra Barış Anlaşması ile Trakya ve Edirne Bulgaristan’a, Güney Makedonya, Selanik ve Girit Yunanistan’a, Kuzey ve Orta Makedonya Sırbistan’a Silistre Romanya’ya verilmiştir. Osmanlı ve Bulgar sınırı Midye- Enez hattına gerilemiştir.

1.Balkan Savasında istediğini alamadığını düşünen Bulgaristan’ın, Yunanistan ve Sırbistan’a saldırması üzerine Osmanlı Devleti bu fırsatı değerlendirerek Bulgaristan’a taarruz etmiştir. 29 Eylül 1913’de İstanbul Anlaşması ile sona eren 2. Balkan savaşında Edirne Osmanlı Devletine geri verilmiş ve Meriç Nehri Türk-Bulgar sınırı olarak kabul edilmiştir.

Mustafa Kemal II. Balkan Savaşında Bolayır Kurmay Başkanı olarak görev yapmıştır. Bu savaşla Mustafa Kemal Balkan siyasetini ve durumunu yakından tanımış ve ilerleyen dönemlerde Balkanlarla ilgili kararlar almasında bu savaşlar etkili olmuştur.

Dünya tarihinin en kanlı savaşlarından biri olan 1. Dünya Savaşında Osmanlı İmparatorluğu İttifak Devletleri denilen Almanya, Avusturya-Macaristan, Bulgaristan’ın yanında yer alarak, İtilaf Devletlerine; İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya’ya karşı savaşmıştır. Savaşın ilk yıllarında Karadağ, Sırbistan ve Romanya daha sonraki yıllarda da ABD, Japonya, Yunanistan, Belçika, Portekiz İtilaf Devletlerinin yanında savaşa katılmıştır.

Trablusgarp ve Balkan savaşlarından ağır yenilgiyle çıkarak Avrupa’da büyük toprak kaybına uğrayan Osmanlı Devleti, özellikle Balkan savaşlarında Rusya’nın Boğazları ele geçirmek istediğine inanmış ve Rus tehlikesini bertaraf etmek için güçlü bir devletin ittifakına ihtiyaç duymuştur.

Dünya Savaşında Osmanlı Devleti 2.900.000 askeri silahaltına almıştır. 4 yıl süren savaş boyunca 400.000 şehit verilmiş, 1 050 000 askerde yaralanmış veya esir düşmüştür. Osmanlı İmparatorluğu bu savaşta Doğu (Kafkas) Cephesinde Rusya’yla; Kanal, Irak, Suriye –Filistin (Sina- Filistin), Hicaz -Yemen Cephelerinde İngilizlerle; Çanakkale Cephesinde itilaf devleri kuvvetleri ile savaşmıştır. Ayrıca Osmanlı Devletinin sınırları dışında açılan Galiçya, Makedonya ve Romanya Cephelerin de kendi müttefiklerine yardım etmeyi amaçlamıştır.

1.Dünya Savaşında Osmanlı Devleti’nin toprak kazanabildiği tek cephe Kafkas (Doğu) cephesi olmuştur. Kanal, Irak, Suriye- Filistin, Hicaz-Yemen Cephelerinde İngilizlere karşı üstünlük sağlanmıştır. Çanakkale Cephesinde ise büyük bir zafer kazanmıştır. Bu zaferin sonucunda Rusya’ya yardım gidememiş ve Çarlık rejimi yıkılarak yerine Sovyet Rusya kurulmuştur. Osmanlı İmparatorluğu ve müttefiklerinin yenilgisi ile sonuçlanan 1. Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı Hükümeti, şartları çok ağır olan Mondros Mütarekesi'ni kabul etmiştir. 30 Ekim 1918'de imzalanan bu anlaşma, Osmanlı Devleti'nin yıkılışını öngörmekte; İtilaf Devletlerine Osmanlı İmparatorluğunun herhangi bir bölgesine, güvenliklerini tehdit edecek bir durum nedeni ile işgal hakkını tanımakta idi.

Mondros Mütarekesi'nin daha mürekkebi kurumadan başlayan ve Sevr'in yolunu açan yabancı işgal ve müdahaleleri ise Türk İstiklal Savaşı’nı doğurmuştur. Yıkılan büyük devletin enkazının altından bağımsız bir Türkiye, Atatürk önderliğinde yıllarca süren ve büyük özverilerle kazanılan Milli Mücadele ile kurulmuştur.

1.Dünya Savaş’ında bulunmuş önemli Türk subaylardan biri de Mustafa Kemal Paşa’dır. Mustafa Kemal Paşa, 1. Dünya Savaşı’nda Doğu (Kafkas) Cephesi, Suriye-Filistin Cephesi ve Çanakkale Cephesinde etkin ve aktif olarak görev yapmıştır.

Çanakkale Cephesi I. Dünya Savaşının en şiddetli en büyük cephelerinden biriydi. İtilaf Devletlerinin Rusya’ya yardım etmek için açtığı bu cephede, Osmanlı Devleti çok kayıplar verdi. Tam manasıyla savunma savaşı veren Osmanlı Devleti, büyük bir zafer kazandı ve düşmana Çanakkale’nin geçilmeyeceğini öğretti. Bu büyük cephede Mustafa Kemal, Arıburnu Grup Komutanlığını üstlendi ve göstermiş olduğu başarılarla Albay rütbesine yükseltildi. Çanakkale Cephesi, Mustafa Kemal’in tanınmasında çok etkili olmuştur. Bu savaşta ön plana çıkan Mustafa Kemal, diğer cephe ve savaşlarda sözü geçen bir asker olmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk 11 Mart 1916 tarihinde Kolordu Komutanı olarak Diyarbakır, Muş ve Bitlis cephesinde Ruslara ve Ruslar ile birleşen Ermenilere karşı savaşmıştır. 8 Ağustos 1916 tarihinde Bitlis’de ve 14 Mayıs 1917 tarihinde Muş cephesinde düşmana karşı zafer elde edilmiş ve bu bölgeler düşman işgalinden kurtulmuştur. 1 Nisan 1916 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk’e Doğu (Kafkas) Cephesi olarak da bilinen Diyarbakır, Muş ve Bitlis cephelerinde göstermiş olduğu başarısından dolayı Tuğgenerallık Rütbesi verilmiştir. Bu cephede gösterilen başarı sonrası Rus birlikleri geri çekilmiştir.

1914 senesinde Süveyş Kanalı’na tamamen sahip olan İngilizler 1917 senesinde de Gazze’ye saldırmışlardır. Burada geçen savaşlar Birinci ve İkinci Gazze Savaşları olarak geçmektedir. Türklerin göstermiş olduğu başarısı sonrası İngilizler Gazze’de bir yenilgi elde etmişlerdir. Bu yenilgi sonrası takviye güçleri ile askeri gücünü kuvvetlendiren İngilizler, Filistin Cephesi’ne yoğun baskılar yapmışlardır. Bu süre içerisinde 7. Ordu Komutanlığı’na atanmış olan Mustafa Kemal Atatürk Yıldırım Ordular Komutanı General Falkenhayn ile yaşadığı anlaşmazlık üzerine bu görevinden istifa etmiştir.

24 Ekim 1917 tarihinde İngilizler 138.000 asker ile taarruza geçmişler ve Birusseba-Gazze savaşını kazanmışlardır. 1918 senesinde Mustafa Kemal Atatürk istifa ettiği 7. Ordu Komutanlığı’na yeniden dönerek İngilizlere karşı orduyu komuta etmiştir. Asker sayısını 460.000 e çıkaran İngilizler ise Filistin’i ele geçirmeyi başarmışlardır.

Bu cephede Mustafa Kemal Atatürk, hem İngilizlere hem de Arap silahlı çetelerine karşı savaşmıştır. Sonunda İngilizleri durdurmayı başarmış ve 31 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi sonrası Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı’na atanmıştır.

5 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edilmesinin ardından 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkmasıyla başlayan Kurtuluş Savaşı; Anadolu’da Erzurum, Sivas ve Amasya’da düzenlenen kongreler ile ‘birlik’ aşamasına geçilmiştir.

Mustafa Kemal Paşa’nın 9. Ordu Kıtaatı Müfettişliğine atanmasını içeren Hükûmet Kararnamesi Padişah Vahdeddin tarafından onaylandı.

Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun'a atanma emri, Takvim-i Vekayi'de yayımlandı.

İzmir, İtilaf Devletlerinin desteği ile 12000 mevcutlu Yunanlılar tarafından işgal edildi ve ilk silahlı direniş başladı.

Mustafa Kemal Paşa Şişli’deki evinden ayrılarak 16 Mayıs 1919’da bandırma Vapuru ile yola çıktı.

Mustafa Kemal Paşa ile Samsun’a çıkanlardan Hüsrev Gerede de hatıralarında, Samsun yolculuğu ile ilgili şu bilgileri vermektedir. “17 Mayıs 1919, hava kötü. Hep yataklardayız. Mitralyöz Arif, Dr. Refik, Topçu Kemal, bir kamaradayız. Kamaramız vahşi hayvan kamarasına benziyor. Ara sıra başımızı kaldırıp birkaç kelime konuşuyoruz. 9.30 sıralarında İnebolu’ya yanaştık. Fakat 17-18 Mayıs gecesini pek fena geçirdik. 18 Mayıs öğleüstü Sinop Limanı’na girdik. Çok şükür sallantı kesildi. Yataklardan fırladık. Tıraş olduk, yıkandık, güvertede hava aldık, güneşlendik Dr. Refik’in nane suyu aklımızı başımıza getirdi. Saat 3’te vapurda bizimle gelip karaya çıkan Liva Mutasarrıfı Mazhar Tevfik Bey, Sinop’tan bize İzmir’in işgali ile ilgili yazılı bilgi getirdi. 13 Mayıstan beri İzmir’in işgal olunacağına dair belirtiler görülmeye başlamış, Redd-i İlhak girişimi canlanmış, 15 Mayıs’ta işgal başlamış. İzmir’deki çatışmadan sonra Yunan birlikleri şehri terk etmek zorunda kalmışlar.”

Mustafa Kemal Paşa ve karargâhı 19 Mayıs 1919 sabahı Samsun’a varabildi. Sabahleyin kurmay Binbaşı Mahmut Ekrem Bey, sandalla gemiye yanaştı Ekrem, güvertede bulunan Mustafa Kemal Paşa’nın yanına giderek askerce bir selam verdi ve: “hoş geldiniz paşam” dedi. Böylece Mustafa Kemal Paşa’yı Samsun’da ilk karşılayan Mahmut Ekrem Bey olmuştur. Mustafa Kemal Paşa ve karargâhı iskelenin her iki tarafına sıralanmış halk ve işgal kuvvetlerince silahlarına el konmuş bir müfreze tarafından karşılanmışlardı. Mustafa Kemal oradan Mantika Palas Oteli’ne yerleşti. Otelin balkonuna 9. Ordu Müfettişliğinin bayrağı asıldı. Karargâhı ise Karadeniz Oteli’ne geçti. Burada bir müddet istirahat ettikten sonra, belediye binasına geçerek belediye meclisi üyeleri ile memleketin asayişi ve müdafaasına dair konuları görüştü. Mustafa Kemal Paşa, vardığı 19 Mayıs günü ilk iş olarak gelişini ilgili makamlara bildirmek olmuştu. Bu çerçevede 19 Mayıs 1919 tarihinde Sadaret Makamına Dâhiliye ve Harbiye Nezaretleri ile Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Riyasetine çektiği şifre telgrafta, “Bugün öğleden evvel saat sekizde Samsun’a varıldığını ve verilen vazifeye başlandığını arz ederim” diyordu. Benzer içerikli başka bir telgraf metni de görev ve yetkisi dâhilindeki Mülki ve Askeri makamlara çekilmişti. Ayrıca aynı gün Sivas, Van, Erzurum Trabzon, Ankara, Kastamonu, Mamuretülaziz (Elazığ), Diyarbakır Valilikleri, Erzincan Müstakil Mutasarrıflığı, Erzurum’daki 15. Ordu ve Ankara’daki 20. Kolordu Kumandanlıklarından sorumlulukları dâhilindeki bölgenin asayişi ile ilgili hazırlanacak raporun en kısa zamanda göndermelerini tel emriyle istedi. Telgraftan da anlaşılacağı üzere Mustafa Kemal Paşa’nın ilk faaliyetleri Samsun ve çevresindeki asayiş problemleri ile ilgili önlemler almak oldu. Bu çerçevede önce Samsun ve çevresindeki Rum çetelerinin Müslüman halka yönelik tecavüzlerine karşı mutasarrıfın gerekli önlemleri almadığı gerekçesiyle daha önceden Dâhiliye Müsteşarlığı görevinde bulunmuş olan Hamid Beyin Samsun Mutasarrıflığı görevine getirilmesini Hükûmete teklif etmiştir. Atama işlemlerinin tamamlanmasına kadar da geçici kaydıyla 3. Kolordu Komutanı Albay Refet (Bele) Beyi vekilliğine atamıştır.

Mustafa Kemal Paşa, Sadaret Makamına gönderdiği yazıda İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalinin millet ve orduyu derinden üzdüğünü ordunun ve milletin bu haksız tecavüzü hiçbir biçimde sindiremeyeceğini, Padişah ve Hükûmetin kesin teşebbüs ve icraatıyla milletin hukukunu koruyacağına olan güvenden dolayı sükûnetin korunabildiğini bildiriyordu. Bundan başka aynı gün Sadaret Makamına gönderdiği bir diğer telgrafta da İngilizlerin mütareke hükümlerine aykırı tutumlarda bulunduğunu yazıyordu. Mustafa Kemal Paşa’nın telgrafta belirttiği gibi İngilizler mütareke hükümlerine aykırı olarak, 9 Mart 1919 da Samsun’a 200 asker çıkarmışlardı. 17 Mayıs 1919’da ise 100 kişi daha çıkarılmıştı. Bunların aralarında ellerindeki kartvizitlerden anlaşıldığı kadarıyla, Sivas denetleme subayı unvanlı iki subay da vardı. Bunlar Yüzbaşı Richard ve Yüzbaşı Miles’ti. İngiliz siyasi temsilcisinin söylediğine göre bunların bir kısmı Sivas’a gönderilecekti. Mustafa Kemal Paşa’ya göre, İngilizlerin mütareke hükümlerine aykırı olarak istedikleri yerlere asker çıkarıp müfrezelerini Anadolu içlerine göndermeleri halinde, Osmanlı Hükûmetinin etkinliği ve varlığı sorgulanacaktı. Bu gelişmelerden şüphesiz halk etkilenecekti. Böyle bir ortamla karşı karşıya kalınmaması için Hükûmetin mütareke hükümlerine aykırı tutum ve davranışların önüne geçmesi ve bu türden siyasi gelişmelerden haberdar edilmesini istiyordu.

Mustafa Kemal Paşa, 21 Mayıs tarihli 1919 tarihli raporunda özetle şu hususları dile getiriyordu. Seferberliğin başlangıcında sancak içinde özellikle asker kaçaklarından Müslim, Rum ve Ermeni unsurlarından ayrı ayrı kurulmuş birtakım çeteler bölgede hırsızlık ve bazen de adam öldürme türünden eylemler gerçekleştirmiştir. Başta siyasi amaç taşımayan bu eylemler, Rum ve Ermenilerin başka bölgelere göç ettirilmeleri esnasında özellikle Rum ve Ermeni çetelerinin siyasal bir amaca yöneldikleri görülmüştür. Rus işgali başlayınca Ruslardan da destek gören bu siyasi amaçlı ayrılıkçı çete faaliyetleri yurt için daha tehlikeli bir hal almışsa da alınan tedbirlerle amacına ulaşamamıştı. Bölgede faaliyet gösteren İslam çetelerinin kuruluşunda ise hiçbir siyasal amaç tespit edilememiştir. Bununla birlikte mütarekeden sonra Rum çeteleri Pontusçuluk istekleri ile her tarafta taşkınlıklarını arttırmıştır. Pontusçuluk iddiasındaki Rumların çeteleriyle birlikte Samsun’daki Rum komitası ve özellikle Rum Metropoliti Germanos tarafından idare edildiği kesindir. Bu husus Samsun’daki Fransız Jandarma subayı Favra tarafından da doğrulanmıştı. Favra, metropolit tarafından İstanbul’da Fransız temsilcilerine gönderilen ve Müslümanların Hıristiyan halka saldırılarını anlatan yüze yakın abartılmış olayı sayan bir raporu, gizlice Mustafa Kemal Paşa’ya göndermiştir. Son zamanlarda Samsun ve çevresinde Rum nüfusunu çoğaltmak için Rusya’daki Rumların da bölgeye göçe zorlandıkları hatta bazı çetelerin denizden gizli biçimde Samsun ve havalisi sahillerine çıktığı yapılan araştırmalardan anlaşılmıştır. Bu arada iç güvenlik için gerekli askerin miktarı bilinmeden askerin terhis edilmiş olması ve buna dayalı olarak jandarma kuvvetinin yetersizliği Rum eşkıyasının güçlenmesinde etkili olmuştur. O gün itibarıyla Samsun ve çevresinde 40’a yakın Rum çetesi faaliyet göstermektedir. Rum çetesinin saldırılarına maruz kalmış olan Müslümanlar ise, yerel Hükûmet tarafından korunamadığından çareyi bölgedeki İslam çetelerine sığınmakta görmüştür. Sonuçta bugünkü hal ortaya çıkmıştır. Yani Rum çeteleri Müslüman ahaliyi tehdit ve tepelemeye girişmiş, buna karşılık Müslümanların kurduğu çeteler, Müslümanların ikamet ettiği bazı yerleşmelerde savunma tedbirleri almıştı. Raporda yer alan bu bilgilere göre Mustafa Kemal Paşa oldukça kısa bir sürede olayı geniş çevrede araştırabilmiş, bölgedeki asayişsizliğin nedenlerini açık bir şekilde ortaya koymuştu. Mustafa Kemal Paşa, aynı raporunda, özellikle Müslüman ahaliyi Rum tecavüzlerinden korumak için aldığı bazı tedbir ve sonuçlarını kısa süre içinde ilgili makamların bilgilerine sunacağını da bildiriyordu.

Mustafa Kemal Paşa 22 Mayıs 1919 günü de kurmay heyetinden birkaç kişiyi Samsun İngiliz Siyasi Temsilcisi Yzb. Horst, Askeri Denetim Memuru Yzb. Zolther ve Siyasi Denetim Memuru Yzb. Mill ile görüşmüş ve bu görüşmelerde edindiği kanaat ve bilgileri aynı gün başka bir rapor ile Sadaret Makamına iletmiştir. Söz konusu raporunda Mustafa Kemal paşa 21 Mayıs 1919 tarihli yazısında bahsettiği Samsun’daki eşkiyalığın nedenleri ile ilgili hususların İngiliz temsilciler tarafından da doğrulandığını ifade etmiştir. İzmir’in işgaliyle ortaya çıkan durum ile ilgili olarak İngiliz subaylarının ortaya koyduğu Osmanlı Devletinin tek başına Türkiye’yi artık yönetemeyeceği ve yabancı devletlerin müzaheretine ihtiyaç duyacağına dair kanaatlerinin karşısında kendilerine cevap olarak Samsun’daki asayişsizliğin harp yıllarında Rumlar tarafından başlatıldığını söylemiştir. Rusların buna destek olduklarını ve bunun üzerine bazı Rumların bölgeden göç ettirilmek mecburiyetinde kalındığını belirtmiştir. Bununla birlikte Rumlar siyasi emellerinden vazgeçerlerse, bölgedeki asayişsizliğin ortadan kalkacağını ve Türk milletinin yabancı yönetime katlanamayacağı hususlarını bildirmiştir. Mustafa Kemal Paşa, Samsun’da bulunduğu sırada, bir yandan görevi ile ilgili faaliyetlerini sürdürürken, diğer yandan da ülkenin içinde bulunduğu durum ile ilgili olarak bazı yakın komutan arkadaşlarıyla da yazışmıştır. Nitekim 21 Mayıs 1919 tarihinde 15. Kolordu Kumandanı Kazım Karabekir Paşa’ya kişiye özel şifre telgraf göndermiştir. Telgrafta ülkenin almakta olduğu vaziyetin kendisinde büyük üzüntü ve kaygı uyandırdığını, millet ve memlekete borçlu olduğu bu son vicdani vazifeyi birlikte çalışarak yapmanın mümkün olacağına inandığını söylemektedir. Bu sebeple bir an önce kendisine mülaki olacağını, ancak Samsun ve havalisinin vaziyetinin asayişsizlik yüzünden kötüye gittiğini, bu nedenle burada birkaç gün daha kalacağını bildiriyordu. Mustafa Kemal Paşa Samsun’da bulunduğu günlerde ayrıca daha önce bölgedeki bazı Rumlar tarafından Dâhiliye ve Harbiye nezaretine gönderilen ve Müslüman ahalinin asayişsizlik yarattığına dair olan şikâyetleri de bizzat araştırmış ve bunların asılsız olduğuna dair rapor hazırlayarak sadaret makamına göndermiştir. Ayrıca Mustafa Kemal Paşa bölgedeki İngiliz faaliyetlerini de yakından takip ederek Sadarete ve Erkânı Harbiye-i Umumiye Riyasetine telgrafla bildirmiştir.

Mustafa Kemal Paşa Ankara’da bulunan 20. Kolordu Kumandanı Ali Fuat Paşa’ya bir telgraf çekerek Samsun’a gelişini haber verdi. Kendisiyle daha sıkı temasta bulunmak istediğini bildirdi. Tarih kitaplarında genel olarak bu bilgi yer almaktadır. Çekilen telgrafta “Samsun’a geleli beş gün oluyor. Zat-ı Âlinizle sıkı temasta bulunmak ve ahval ile sıhhat ve afiyetinizden ve İzmir havalisine dair daha kolaylıkla alabileceğimiz malûmattan civar kolordumuzun aksamı kâmilen Ankara’ya gelmeğe muvaffak olabilecek midir? Canik Livası’nın asayişi yolunda değildir. Üçüncü kolordu kumandanlığına beraberimizde gelen miralay Refet Bey Canik Müstakil Mutasarrıflığına vekaleten deruhte eylemiştir. Bir iki güne kadar Samsun’dan karargâhımla beraber muvakkat işim için Havza’ya gideceğim. Her halde Samsun’dan hareketimden evvel beni tenvir edecek bir telgraf namenize intizârın gözlerinizden öperim.” diye belirtmiştir. Mustafa Kemal Paşa, aynı gün Erzurum’da bulunan 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa’ya da bir telgraf çekti. Mustafa Kemal Paşa bu telgrafında Kazım Karabekir Paşa’dan mitingler yapılarak İzmir’in işgalinin protesto edilmesini ve bu faaliyetlerde ordunun destek vermesi ve milletin yanında olmasının gerekleri üzerinde durdu.

Mustafa Kemal Paşa Erkan-ı Harbiye Riyasetine gönderdiği başka telgrafta da devletin iç asayişi sağlamada yetersiz kalmasının nedeni olarak jandarma kuvvetinin İtilaf devletleri tarafından oldukça kısıtlanmış olmasını ileri sürmüştür. Ve asayişin sağlanması için jandarma kuvvetlerinin en az yetmiş bin seviyesine çıkartılması ve bu hususta İtilaf Devletleri temsilcilerinin dikkatlerinin çekilmesini talep etmiştir.

Mustafa Kemal Paşa, Samsun’da kaldığı zaman zarfında başta görevi gereği bölgedeki asayişsizliğin nedenlerini araştırmış ve alınacak tedbirleri rapor halinde sadaret makamına bildirmişti. Bölgedeki İngiliz siyasi ve askeri temsilcilerinin faaliyetlerini de yakından takip etmiştir. Harbiye Nezareti’ne çektiği telgrafta Havza’ya gitme nedenini Merzifon, Vezirköprü, Amasya, Lâdik, Havza gibi bazı bölgelerden gelen asayişsizlikle ilgili şikâyetleri bizzat yerinde incelemek olarak açıklıyordu. Böylece Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun günleri de son bulmuş oluyor, Samsun bu tarihi ve önemli yolculukta onu Anadolu’ya taşıyan bir şehir olarak tarihe geçiyordu.

Mustafa Kemal ve Karargâhı Mantika Palas ve Karadeniz Oteli’nden 3 otomobille Havza’ya doğru yol aldı. Öğle saatlerinde Mustafa Kemal ve karargâhı Kavak nahiye müdürlüğüne uğradı. Burada kavak eşrafına bir Müdafa-i Hukuk oluşturmaları yönünde telkinde bulundu. Oradan Havza’ya geçildi. Mustafa Kemal Paşa Mesudiye Otelinde karargâhı ise Ali Osman Ağa’nın konağında ağırlandı.

Mustafa Kemal Paşa Havza’yı temsil eden 7 kişilik bir heyeti ikametgâhında kabul etti. Burada heyet ile görüşmelerde bulunarak Havza’nın içinde bulunduğu zor ve acıklı durumu anlatarak hiçbir zaman umutsuzluğa düşülmemesi gerektiğini ve vatanın savunulması için derhal bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurmaları gerektiğini ve bunun bütün çevre illere duyurulması gerektiğini bildirdi.

Havzalılar, Kaymakam Fahri Bey ve Belediye Başkanı İbrahim Bey önderliğinde Müdafaa-i Hukuk Cemiyetini kurdular.

Havzalılar, Milli Mücadelenin ilk mitingi olarak kabul edilen 30 Mayıs 1919 tarihinde Mustafa Kemal Paşa’nın isteğiyle ve onun önderliğinde Cuma günü Yörgüç Paşaoğlu Mustafa Bey Camii’nde namazdan sonra okunan mevlidin ardından belediye binası önünde bir miting düzenlediler. Bu mitingde eşraftan Fuad Bey bir konuşma yaptı. Fuad Bey, İzmir’i işgal eden düşmanın Samsun ve Havza’yı da işgal edebileceğini, bunu engellemek ve İzmir’i kurtarmak için silahlanmanın gerekliliğini söyledi.

Mustafa Kemal Paşa'nın mitinglerle ilgili Harbiye Nezareti'ne (Bakanlığa) cevabında: "Milletin heyecanını ve tezahürat-ı milliyeyi (millî gösterileri) men ve tevkif için (durdurmak için) hiç kimsede kudret ve takat göremem” diye belirti.

Havza’da ikinci miting düzenlendi. Müttefik komutanlardan General Milne, Mustafa Kemal Paşa hakkında İstanbul Hükûmetine ültimatom verdi. Havza’da ikinci miting yapıldı. Bu mitingde Havza halkının yakından tanıdığı ve saygı duyduğu Sıtkı Hoca bir konuşma yaptı. Hoca mitingde şunları söyledi.

“Yangın saçaklığı sardı. Yanıyoruz! Tek çaremiz, silaha sarılmaktır. Derhal silahlarınızı temizleyiniz! Silahı olmayan baltasını, baltası olmayan sağlam bir odunu eline alsın, derhal saldıracağız! Önce içimizdeki ekmek bilmez hainleri, sonrada yurdumuzu işgal eden düşmanları temizleyeceğiz!”

Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa Mustafa Kemal Paşa'yı İstanbul'a geri çağırdı.

Mustafa Kemal Paşa, Samsun’da ve Havza’da bulunduğu günlerde gerek İstanbul’a yönelik, gerekse Anadolu’nun diğer vilayetlerinde olan çalışmalarını telgraflar vasıtasıyla gerçekleştirdi. Bu telgraflar askeri ve mülki müfettiş olarak yetki sahasına giren Van’dan Kastamonu’ya, Trabzon’dan Diyarbakır’a uzanan geniş bir sahayı kapsıyordu. Ayrıca Mustafa Kemal Paşa, İstanbul hükûmetine de telgraflar çekti. Bu telgraflar genellikle padişahı teskin etmek ve oyalamak gayesi taşıyordu. Ayrıca İstanbul hükûmetine çektiği telgraflarda hiçbir yerde gayr-ı Müslimlere zarar verilmediğini ancak Türk milletinin istikbalinin ve varlığının tehdit edildiği bir ortamda meydana gelen olayların meşru olduğunu vurgulamıştır.

Mustafa Kemal Paşa’nın 25 Mayıs 1919 tarihinden itibaren mahalli halkı hem bölgedeki Rum çetelerine karşı hem de memleketin tamamının kurtarılması için gerekli olacak teşkilatlanmaya sevk etmesi, İngilizlerin dikkatini çekti. Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun ve Havza’daki faaliyetleri hakkında İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiserliğine Samsun’dan bilgi veren Yüzbaşı Hurst, durumu İngiltere’nin İstanbul’daki Yüksek Komiseri Amiral Calthrope ve Dışişleri bakanı Lort Curzon’a bildirdi. Ayrıca Hurst raporunda, Mustafa Kemal Paşa’nın yanı sıra bazı subayların sessizce İstanbul’dan Anadolu’ya geçtiklerini bildirdi. Bunun üzerine İngiliz diplomatlar Mustafa Kemal Paşa’nın Havza’daki çalışmalarına son verdirmek ve etkisiz hale getirmek için Bab-ı Âli’ye baskı yaparak geri çağrılmasını sağladılar. Ayrıca İstanbul’daki İngiliz Ataşesi, Hurst’a Mustafa Kemal Paşa’nın çalışmalarının takip edilmesi talimatı verdi. Bunun üzerine Hurst, Havza’ya gelerek ilçeyi teftiş etti. Burada önce Rumlarla ardından Mustafa Kemal Paşa ile görüşmelerde bulundu. Mustafa Kemal Paşa, bu görüşmede Hurst’a Havza’daki kaplıcaların vücuduna iyi geldiğini ve biraz daha Havza’da kalacağını ve sonrasında Amasya’ya ve daha güneye gideceğini söyledi. Hurst Havza’daki durumu telgraflarla İngiliz diplomatlara raporlar halinde bildirdi.

Mustafa Kemal Paşa'nın 17. Kolordu Komutan Vekili Albay Bekir Sami Beye telgrafında “ülkedeki feci sonuca teşkilatsızlık ve gaflet sebep oluyor. Ümitsizliğe kapılacak zaman değil, birlikte çareler yaratmaya mecburuz. Memleketi muazzam bir teşkilat altına almalıyız. Dünya durumu, özellikle son Kafkas olayları ümit verici” dedi.

İstanbul’a geri dön çağrısına uymayan Mustafa Kemal Paşa bir tamimle (genelge) mülki ve askeri makamlara: "İstiklal-i millîmiz (millî bağımsızlığımız) uğrunda bütün mevcudiyetimle milletle beraber nihayetine kadar çalışacağıma mukaddesatım namına söz veririm" dedi.

Mustafa Kemal Paşa Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa’ya çağrılma nedenini soracak, kendisini çağıranları Padişah’a şikayet edecektir. Padişaha çektiği telgrafta “İngilizlerin emrindeki kişilerin kendisini İstanbul’a çağırdığını, gitmeyeceğini, millet için gerekirse görevinden ayrılıp çalışmaya devam edeceğini bildirdi. Sizi son ziyaretimde, millet beni ve kendini inşallah kurtarır demiştiniz, şimdi görüyorum ki millet baştan ayağa uyanıktır. İstiklal için kuvvetli bir inançla donanmıştır” dedi.

Erzurum’da Karabekir Paşa’ya da “Emsalimiz gibi İngilizlere esir olmak üzere, İstanbul’a gitmeye mazurum. Hükümet kandırarak İstanbul’a getirmeye getirmeye uğraştığına göre, kendisin de mümkün olduğu kadar zaman kazanmak ve karargahını memleket içine sokmak için aynı usulde karşılık verdiğini ve haberleşmede bulunduğunu yazdı.

Mustafa Kemal Paşa’nın Havza'dan Amasya'ya gelmesi. Karşılayanlar arasında Müftü Hacı Tevfik Efendi “Paşam bütün Amasya emrinizdedir” dedi. Paşa cevabi konuşmasında “Memleket elden gidiyor, eğer düşman Samsun’a ayak basacak olursa, çarıklarımızı giyip dağlara çıkmamız, vatan toprağını son parçasına kadar savunmamız gerecek” dedi.

Mustafa Kemal Paşa’nın Havza’ya gelerek burada halkı milli mücadeleye çağırması ve Türk milletinde milli bir şuur oluşturması, işgallere karşı halka mitingler tertip ettirmesi, İngilizlerin dikkatinden kaçmamış ve Mustafa Kemal Paşa’nın tekrar İstanbul’a dönmesi için İstanbul Hükûmetine baskı yapmışlar. Fakat Mustafa Kemal Paşa, İstanbul Hükûmetine verdiği cevapta sonuna kadar milli mücadeleyi destekleyeceğini, gerekirse görevinden istifa ederek halkın arasına katılarak milli mücadeleyi yürüteceğini bildirdi. Havza’dan sabah saatlerinde Amasya’ya geçti.

Mustafa Kemal' Paşa’nın Amasya'dan Anadolu'da mülkî ve askerî makamlara genelgesi: "Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir. Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. ..."

Genel olarak bakıldığında Mustafa Kemal' Paşa’nın, Samsun ve Havza’da iken telgraf üzerinden yaptığı görüşmelerde Ankara, Diyarbakır, Erzurum, Van, Trabzon, Konya, Sivas, hatta Edirne’deki silah arkadaşları ile kendisinin Türk Milleti’ne son vazife-i vicdaniyeyi icra etmekte hemfikir olduklarını görmüştür. Diğer bir ifade ile Amasya Genelgesi’nin hem fikrî hem de hissî cepheleri Samsun’da hazır hale gelmiştir. Dolayısı ile Atatürk’ün Anadolu merkezli Millî Mücadele fikri “İstanbul’da doğmuş, Samsun’da olgunlaşmış, Amasya’da ise uygulanmaya başlanmıştır” diyebiliriz.

Mustafa Kemal Paşa resmi görevinden ayrıldı.

Erzurum Kongresi toplandı. Mustafa Kemal, Erzurum Kongresi'ne başkan seçildi.

Sivas Kongresi toplandı. Mustafa Kemal, Sivas Kongresi'ne Başkan seçildi.

Urfa’da Fransız işgali.

Fransızların Maraş’ı işgal etmesi.

Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’ya gelişi.

Mustafa Kemal Ankara’yı Anadolu’daki direniş hareketinin merkezi olarak seçti. Coğrafi konumu demir yolu ulaşımının varlığı, Batı cephesine yakın olması ve haberleşme imkânları Ankara’nın seçilmesinin nedenleridir.

Meclis-i Mebussan son kez İstanbul’da açıldı.Misak-ı millinin ana hatları Erzurum ve Sivas kongrelerinde biçimlendi. 12 Ocak 1920’de İstanulda çalışmalarına başlayan meclis, kapalı oturumda ‘ahd-ı milli beyannamesi’ni kabul etti.

İstanbul işgal edildi. İtilaf devletlerine mensup askerler meclisi ablukaya alarak bazı mebusları tutukladı. İletişim kanalları kesildi. Anadolu’ya silah sevkiyatının engellemek için bazı demiryolları kullanılmaz hale getirildi.

Millet Meclisinin açılması.

Osmanlı meclisinin fesh edilmesi yeni bir meclisin gerekliliğini doğurdu. Milletvekillerinin büyük çoğunluğu gizlice Ankara’ya geçti. TBMM 23 Nisanda Ankara’da Mustafa Kemal paşa önderliğinde toplandı. Mustafa Kemal fiilen Türkiye’nin Yönetimini ele alan meclisin başkanı seçildi.

Karabekir Paşa Ermenistan’a yürüdü.

Sevr Antlaşması

1919’da başlayan ve 1922’de Büyük Taarruz ve ardından 9 Eylül’de İzmir’in kurtulmasıyla son bulan savaş, Misak-ı Milli topraklarındaki son düşmanın bertaraf edilmesiyle taçlanmıştır. Anadolu halkının varını yoğunu feda ettiği savaş sonucunda Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri atılmıştır. Tüm dünyaya ilham kaynağı olan bu şanlı direniş karşısında diz çökmek zorunda kalan emperyalist güçler, bu topraklardaki emellerinden vazgeçmek zorunda kalmıştır.

Anadolu içlerine ilerleyen Yunan ordusu Ocak 1921’de genel taarruza geçti.

1. İnönü zaferi kazanıldı.

Çerkez Ethem ayaklanmasından yararlanmak isteyen Yunan ordusu Ankara’yı işgal amacıyla Bursa’dan hareket etti. Düşman İnönü’de yenilgiye uğratılınca TBMM hükümetinin itibarı arttı. İtilaf devletleri Sevr’i tekrar görüşmek için Londra’da konferans düzenlemek zorunda kaldı.

Teşkilat-i Esasiye kanunu kabul edildi. Yasanın temel maddeleri şöyleydi: ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Yönetim usulü halkın kendi geleceğini yine bizzat kendisinin belirlemesi esasına dayanır. Yürütme gücü ve yasama yetkisi ulusun tek ve gerçek temsilcisi olan büyük millet meclisinde toplanır. Türkiye devleti Büyük millet meclisince yönetilir ve hükümeti ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’ adını alır.

Yunanlılar Bursa üzerinden Eskişehir’e, Uşak üzerinde Afyon’ a doğru 23 Mart 1921’de saldırıya geçti. TBMM muhafız taburunun cepheye gönderilmesiyle güçlenen Türk kuvvetleri düşmanı püskürttü. Yunanlılar 1 Nisan 1921’de İnönü’de 2. Kez yenildi. Savaş neticesinde TBMM hükümetinin varlığını bütün Avrupa devletleri resmen kabul etti.

Kütahya-Eskişehir muharebeleri kaybedilince cephe kritik bir duruma düştü. Batı cephesindeki birliklerin Sakarya nehrinin doğusuna çekilmesi kararlaştırıldı. 23 Ağustos’ta Yunan taarruzu başladı. Mustafa Kemal, ‘’Hatt-ı müdafa yoktur, satt-ı Müdafa vardır. O satıh bütün vatandır. Her karış toprak kanla sulanmadıkça terk olunamaz’’ emrini verdi.

Sakarya zaferinin ardından TBMM, Mustafa Kemal’e mareşallik rütbesi ve gazi unvanı verdi.

T1922 yılında 26 Ağustos'ta başlayıp, 30 Ağustos'ta Dumlupınar'da Mustafa Kemal'in başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile Türk Milleti zaferini ilan etti.

Büyük Türk Milletinin bağrından kopan Şanlı Türk ordusu, Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde silah arkadaşları ile birlikte 9 Eylül günü İzmir'i düşman işgalinden kurtardı.